Terapi ne kadar sürer? İlk seansta her şey çözülür mü?
İlk seansta her şey çözülür mü
Terapi süresi kişiden kişiye, yaşanan sorunlara ve hedeflere göre değişir. Bazı danışanlar için birkaç seans yeterli olurken, bazıları için bu süreç daha uzun sürebilir. İlk seansta her şeyin çözülmesi beklenmemelidir; terapi bir süreçtir ve zamanla gelişir.
Aşk ve İlişkiler
Aşk ve İlişkiler

Aşk ve ilişkiler, insanların en derin duygusal bağlarını oluşturduğu, bazen karmaşık, bazen ise oldukça tatmin edici yolculuklar. Eğer aşk ve ilişkiler üzerine bir blog yazmak istersen, başlangıç olarak bazı temel temaları ele alabiliriz. İşte sana ilham verebilecek birkaç konu başlığı:

1. Aşkın Tanımı: Herkes İçin Aynı mı?

  • Aşkın evrensel bir tanımı var mı? Her bireyin aşkı algılayışı farklı mı? Aşkın psikolojik ve kültürel yönleri üzerine bir yazı yazılabilir.

2. İlişkilerde Sağlıklı İletişimin Önemi

  • Sağlıklı iletişim, ilişkilerin temel yapı taşlarından biridir. Etkili iletişimi geliştirmenin yolları, empati, açık fikirli olma gibi konulara değinebilirsin.

3. Aşkın Evrimi: İlk Başlangıçtan Derin Bağlara

  • Aşkın başlangıcı genellikle heyecan verici ve tutkuludur, ancak zamanla nasıl daha derin bir bağa dönüşür? İlişkilerde zamanla değişen dinamikler üzerine yazılar yazabilirsin.

4. Bağımsızlık ve Bağlılık Arasındaki Denge

  • Bir ilişkide hem bireysel alanı korumak hem de birbirine bağlı olmak bazen zorlayıcı olabilir. Bu dengeyi sağlamak hakkında öneriler sunabilirsin.

5. Romantik İlişkilerde Güven ve Sadakat

  • Güven, her ilişki için kritik bir unsurdur. Bir ilişkide güveni inşa etme, sadakati sağlama ve ihanetin etkilerini konu alabilirsin.

6. Aşkın Kimyası: Bilimsel Yönü

  • Aşkı anlamaya çalışan bilim insanlarının gözünden, beynimizde neler oluyor? Aşkın kimyası ve hormonların ilişkilerdeki rolü üzerine bir yazı yazılabilir.

7. Uzun Süreli İlişkilerde Tutkunun Sürdürülmesi

  • İlişkilerde zamanla tutkunun azalması normaldir, ancak bunu nasıl sürdürürüz? Yeni heyecanlar yaratma, romantizmi canlı tutma yolları hakkında yazılar yazılabilir.

8. Aşk ve Kendi Kendini Sevmek: İlişkilere Başlamadan Önce

  • İyi bir ilişki, önce sağlıklı bir birey olmayı gerektirir. Kendi kendini sevmenin, kendi değerini bilmenin ve ilişkilerde sağlıklı sınırlar koymanın önemi hakkında yazılabilir.

9. Farklı İlişki Modelleri: Monogami, Açık İlişkiler ve Diğerleri

  • Bugün birçok farklı ilişki modeli var. Monogami, açık ilişkiler, poliamori gibi konuları ele alarak, bu modellerin avantajları ve zorluklarını tartışabilirsin.

10. Aşk ve Teknoloji: Dijital İlişkiler

  • Sosyal medya, online tanışma uygulamaları ve dijital dünyanın ilişkiler üzerindeki etkisi üzerine bir yazı yazabilirsin. Dijital aşk nasıl şekillenir?

11. Zorluklar ve Çatışmalar: İlişkilerde Krizleri Yönetmek

  • İlişkilerde zaman zaman zorluklar ve çatışmalar kaçınılmazdır. Bu durumlarla nasıl başa çıkılabilir? Çatışma çözme teknikleri, anlayış ve sabır gibi konulara değinebilirsin.

12. Aşkın Sonu: Ayrılıklar ve Kalp Kırıklığı

  • Aşk bazen sona erer, ancak bu her zaman bir öğrenme fırsatıdır. Ayrılık sonrası iyileşme süreci, kalp kırıklığından ders çıkarma gibi konulara odaklanabilirsin.

Evden Psikolojik Destek Almanın Avantajları
Psikolojik Destek Almanın 7 Avantajı

Evden Psikolojik Destek Almanın 7 Avantajı

Günümüzde yoğun iş temposu, şehir hayatının stresi ve zaman kısıtlamaları nedeniyle birçok kişi psikolojik destek almakta zorlanıyor. Ancak teknolojinin sunduğu imkânlarla birlikte evden psikolojik destek alma seçeneği giderek yaygınlaşıyor. Peki, online terapi ya da online psikolojik danışmanlık hizmeti almanın avantajları nelerdir? İşte evden psikolojik destek almanın 7 önemli avantajı:

1. Zaman Tasarrufu

Online terapi sayesinde randevuya gitmek için zaman harcamanız gerekmez. Ulaşım için yol süresi ortadan kalkar ve böylece gününüzü daha verimli kullanabilirsiniz.

2. Mekân Esnekliği

İster evinizde, ister iş yerinizde ya da dilediğiniz herhangi bir yerde terapi seansına katılabilirsiniz. Kendi rahat ortamınızda olmanız terapi sürecinin daha etkili geçmesine de katkıda bulunur.

3. Gizlilik ve Mahremiyet

Birçok kişi psikolojik destek alma konusunda çekingen davranabiliyor. Online terapi, danışanlara daha yüksek bir gizlilik ve mahremiyet imkânı sunar. Kendi ortamınızda seansa katıldığınız için tanıdık biriyle karşılaşma kaygısı yaşamazsınız.

4. Daha Fazla Uzman Seçeneği

Bulunduğunuz şehirde sınırlı sayıda psikolog olabilir. Online platformlar sayesinde farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde çalışan uzman psikologlardan destek alma imkânınız olur.

5. Sürekliliğin Artması

Seyahat, iş yoğunluğu ya da fiziksel rahatsızlık gibi durumlar yüz yüze terapinin aksamasına neden olabilir. Online terapi ise esnek ve sürdürülebilir bir hizmet sunarak tedavi sürecinin devamlılığını sağlar.

6. Konfor Alanında Terapi

Kendi evinizin konforunda olmak, özellikle kaygı bozukluğu veya sosyal fobi gibi rahatsızlıklarda daha rahat bir başlangıç yapmanızı sağlar. Tanıdık ve güvenli bir ortamda olmak, terapiye daha açık ve istekli katılmanıza yardımcı olabilir.

7. Uygun Fiyat Seçenekleri

Evden alınan psikolojik destek hizmetleri, yüz yüze terapilere kıyasla daha uygun fiyatlı olabilmektedir. Ayrıca yol ve ulaşım masrafları da ortadan kalkar, böylece maliyet avantajı sağlar.

Sonuç

Evden psikolojik destek almak, modern hayatın getirdiği yoğunluk ve zorluklar karşısında oldukça pratik ve etkili bir çözüm sunar. Siz de hayatınıza daha fazla denge ve huzur katmak istiyorsanız online terapi yöntemlerini değerlendirebilir, evinizin konforunda uzman desteği alabilirsiniz.

Sevgi ve ilgi görmeyen çocuğun beyni yaşıtlarına göre daha küçük kalıyor❕
Klinik Psikolog Ceyda Bengi Şimşek

Sevgi ve ilgi görmeyen çocuğun beyni yaşıtlarına göre daha küçük kalıyor❕


Literatür incelendiğinde araştırmalar bebeklik döneminde bile sevginin ebeveynler tarafından özellikle ilk bakım veren kişinin annenin ilgi ve sevgiyi bize hissettirememesinden dolayı hem fiziki gelişimimiz hem de ruhsal anlamda sağlığımızı etkiliyor. Amerika'da Texas Children's Hospital'ın Psikiyatri Bölümü'nün Başkanı Profesör Bruce D. Perry, bir araştırma yaptı ve yapılan bir araştırma çocukların aile içinde sevgi ve ilgi ile büyümesinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Sevgi ve ilgi ile büyüyen ve büyümeyen çocukların beyin gelişimi incelendi ve arada büyük bir fark olduğu görüldü. Bruce D. Perry, çocukların yetişmesinde sevginin ve ilginin beyin gelişimi için çok önemli olduğunu belirtti. Sevgi ve ilgi görmeyen bebeklerin beyni yeteri kadar gelişmiyor, çocuğun bağlanma sorunu ve sosyal izole bir hayat sürmesi oldukça mümkün görünüyor. Bu araştırmalar sonucunda, "sevgi ve ilginin" ne kadar değerli olduğu belirtiliyor. Nevrotik olarak da kişilik bozukluklarının birçoğu genetik faktörler haricince yaşanmış olan derin yaralar ve sevgi eksikliğinden kaynaklı olabiliyor. Sevgi görmemiş yetişkinler sevgisini yansıtmak istemiyor, hatta yaralanmamak için karşısındaki kişiyi yaralıyor devamlı. Alışmadığı bir durumun içine girmekten bile korkuyor. Hiç bilmediği bir duygunun içine girdiği zaman bocalıyor. Araştırmacılar ihmal edilmiş ve kötü muamele görmüş çocukların, hayatları boyunca psikolojik sorunlar yaşayabileceğini, bu durumun asosyallik ve depresyona yol açabildiğini söylüyor. Sağlıklı bir aile ortamında sevgi ve ilgiyle büyüyen çocuklar, özsaygısını kazanır, hoşgörülü olur. En önemlisi de sevmeyi öğrenir. Bencil olmaz ve paylaşmayı sever. Her zaman ne istediğini bilir ve hayatta kendi sınırlarını çizer. Böylece diğer insanların da saygısını görmüş olur. Toplumda bir birey olarak var olabilirler. Sevgisiz büyüyen çocuklar benlik algılarını yitirecekleri gibi kaybetme korkusunu da fazlaca yaşarlar. İstemedikleri halde kabul etme eğilimi gösterip zamanla kendilerini hep eksik görürler.  Çocukların beyin gelişimi ile ilgili; Yeni doğan bebeğin beyin ağırlığı 330 gram, bu ağırlık 2 yaşında 990 grama çıkıyor. İnsanların beyni hayatlarının ilk iki senesinde geliştiği kadar hiçbir zaman gelişmiyor. Altın yaşlar denilen ilk 2 – 3 seneden inanılmaz bir öğrenme ve gelişme kapasitesi var. İlk 3 sene beyindeki sinapslar, yani beyindeki sinir hücreleri arasındaki iletişim tüm insan hayatının en üst düzeyine ulaşıyor. 15 yaşından itibaren kullanılmayan kısımlarda bir düşüş yaşanıyor, yani bir ince ayara gidiliyor. 40’tan sonra ise artık yavaş yavaş var olanları kaybetmeye başlıyoruz.   Yaşlara göre beyin sinirleri arasındaki iletişim yoğunluğu farkı. Soldan sağa; yeni doğan, 3 yaş ve 15 yaş. Bebeklerin az ya da çok stimüle olması hem beyin gelişimleri hem davranışları üzerinde çok etkili. Sevgi ilgi gören anne babası ile vakit geçiren bebeklerin beyin faaliyetleri çok daha yoğun oluyor. Dolayısıyla çok daha fazla sinaps gelişiyor. İlk 3 sene çocuğunuza ayıracağınız vakit bu açıdan çok önemli. Ancak aşırı stimülasyon da çocukların beyin gelişimine zarar veriyor ve davranış bozukluklarını ortaya çıkarıyor. Aşırı stimülasyonun nedeni genelde dijital ekranlarla geçirilen zaman.

 

Klinik Psikolog Mehmet Keşan

Madde Bağımlılığının Dürtüsellik ve Duygu Düzenlemeye Etkisi
Klinik Psikolog Şükran Çankır

Madde Bağımlılığının Dürtüsellik ve Duygu Düzenlemeye Etkisi

Türkiye ve birçok ülkede artan madde kullanımı, bireylerin ve toplumun tıbbi, sosyal, hukuki ve güvenlik açısından zarar gördüğü ciddi bir halk sağlığı sorununa dönüşmektedir. Değişen ekonomik koşullar, teknolojinin hızla ilerlemesi, çeşitli madde türlerinin artması ve psikoaktif maddelere daha kolay erişilebilirlik gibi faktörler, madde kullanımını artıran etkenler arasında yer almaktadır. Eskiden sadece alkol ve sigara, ergenler için büyümenin bir parçası olarak kabul edilirken, günümüzde madde kullanımı da aynı şekilde algılanmaktadır. Bu etkenlerin birleşimi, madde kullanımının daha geniş topluluklara yayılmasına yol açmaktadır. Duygu düzenleme güçlüğü, literatürde madde kullanımı ile ilişkilendirilen ve üzerine pek çok araştırma yapılmış önemli bir değişkendir. Bir çalışmada, olumsuz durumlarla başa çıkmak için uygun baş etme stratejilerini bulmakta zorlanan bireylerin, düzenlenemeyen duygusal süreçlerden kaçınmak amacıyla psikoaktif maddelere eğilim gösterdiği ve bu durumun bağımlılıkla ilgili sorunların ortaya çıkmasına yol açtığı gözlemlenmiştir. Başka bir çalışmada ise yeme bozukluğu ve madde bağımlılığı olan yetişkinlerin, olumsuz duygusal süreçlerin etkisinden kaçınmak veya bu süreçleri yaşantılamamak için işlevsiz baş etme stratejilerine yöneldikleri ve bu nedenle yemek yeme veya madde kullanmayı, duygusal süreçleri yönetmek veya duygusal süreçlerden kaçınmak için bir tür araç olarak kullandıkları rapor edilmiştir. Araştırmalar, dürtüsellik ve madde kullanımı arasında güçlü bir ilişki olduğunu göstermektedir. Kollins'in (2002) çalışması, yüksek dürtüsellik düzeyine sahip bireylerde madde kullanım oranının arttığını ve madde kullanmaya başlama yaşının daha düşük olduğunu rapor etmektedir. Ayrıca, üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir başka çalışma, esrar kullanan öğrencilerin dürtüsellik düzeylerinin ve risk alma davranışlarının esrar kullanmayan öğrencilere göre daha yüksek olduğunu tespit etmiştir.Duygu düzenleme, duygusal deneyimleri kontrol edebilme, duyguları yönlendirebilme ve duygusal farkındalık becerisini içeren bir süreçtir. Aynı zamanda, amaçlı davranışlarda duygusal tepkileri takip edebilme, işlevsel bir şekilde değerlendirebilme ve başa çıkabilme yeteneğini ifade etmektedir. Bununla birlikte, duygu düzenleme rollerinde işlevsiz tutumlar ve davranışlar, hedefe yönelik davranışlarda zorluklar ve kaygı düzeylerini kontrol edememe gibi yetersizlikler, bağımlılığın ciddiyetini artırdığı gözlemlenmiştir.Madde kullanım bozukluğu tedavisinde kritik bir rol oynayan faktörlerden biri tedavi motivasyonudur. Tedavi motivasyonu, bireylerin tedaviye başlamalarını ve tedaviyi sürdürmelerini etkileyen önemli bir etkendir . Madde bağımlılığıyla mücadele eden bir kişi için psikoaktif maddeleri bırakmak hem zevk kaynağından feragat etmeyi hem de zorluklarla yüzleşmeyi gerektirmektedir. Bu nedenle, tedavi sürecini başlatma ve sürdürme isteğinin yüksek olması, tedavinin etkililiğinde kilit bir rol oynamaktadır.
Araştırmalar, genellikle dürtüsellik ile madde kullanım bozukluğu arasında güçlü bir ilişki olduğunu destekleyen veriler sunmaktadır. Bir çalışmada, madde kullanım bozukluğu teşhisi konmuş bireylerin, gecikmiş ödüllerin değerini azalttıkları (daha büyük gecikmiş ödülleri, daha küçük anlık ödüllerle değiştirerek) ve dürtüsel tepkileri kontrol etmede sorun yaşadıkları keşfedilmiştir. Benzer şekilde, madde kullanım bozukluğu teşhisi almış hastaların, normal popülasyona kıyasla, negatif aciliyet, kontrol eksikliği ve istikrarsızlık gibi dürtüsel davranışları daha yüksek düzeyde sergiledikleri gözlemlenmiştir.

 

Klinik Psikolog Şükran Çankır

Ebeveyn Tutumları ve Çocuk Ruh Sağlığı Arasındaki İlişki
Klinik Psikolog Ceyda Bengi Şimşek

Ebeveyn Tutumları ve Çocuk Ruh Sağlığı Arasındaki İlişki

 

Anne ve babalık stilleri açısından yapılan çalışmalarda, otoriter ebeveynlerin çocukları üzerindeki olumsuz etkileri olduğu ortaya koyulmuştur. Ayrıca, otoriter tutumda olan ebeveynlerin çocukları günlük faaliyetlerde çekingen ve isteksiz davranışlar sergilerken, kendilerini iyi ifade edememekte ve saldırganlık eğilimleri yüksek iken, benlik saygıları düşüktür. Ayrıca, bu çocukların arkadaşlarıyla iletişim kurma konusunda utangaç ve çekingen oldukları tespit edilmiştir. Ebeveynlerin izin verici tutumu, çocuğun dürtüsel, bencil ve sosyal uyumu düşük bir kişilik geliştirmesine yol açabilmektedir. 8-9 yaş arası çocuklarda ebeveynlerinin aşırı koruması, düşük başarı motivasyonu, benmerkezci düşünceye ve dürtüselliğe yol açabilir. Ebeveynlerin izin verici bir tutum sergilediği durumlarda çocukların olgun davranışlarda bulunmadıkları, dürtülerini kontrol edemedikleri ve bağımlı hale geldikleri gözlemlenmektedir. Otoriter ve izin verici ebeveynlik tarzları farklı görülse de her iki aileden gelen çocukların öz kontrolü diğer gruptaki çocuklara göre daha zayıftır. Ancak hoşgörülü ebeveynlerin çocukları, otoriter ebeveynlerin çocuklarına göre daha olumlu bir duygusal duruma sahiptir ve bu çocuklar hayat doludur.
Demokratik anne-baba tutumlarıyla yetişen çocuklar; kendine güveni yüksektir, bağımsız, proaktif ve sorumluluk bilincindedir. Çocuğun kararlarını kendisinin vermesine ve kendini gerçekleştirmesine destek olmaktadır. Ayrıca yüksek motivasyona sahip bireyin başarılı olmasına destek olurlar. Bu çocuklar, dışadönük, enerjisi yüksek ve bağımsız bir kişilik geliştirler. Demokratik anne-baba tutumlarıyla yetiştirilen çocukların gelişimi olumlu ve sosyal açıdan uyumludur. Duygu düzenlemenin başarılı olduğu görülmektedir. Çocuğun gelişimine en uygun yetiştirilme tutumu demokratik ebeveyn tutumudur. Demokratik anne-babaların çocuklarının kendilerini ifade edebildikleri, bağımsız hareket edebildikleri, arkadaşlarıyla iyi anlaşabildikleri ve anne-babalarıyla iş birliğine açık oldukları tespit edilmiştir. Bu çocukların sosyal ve entelektüel olarak daha aktif oldukları ve yüksek başarı motivasyonuna sahip oldukları da bulunmuştur. Yapılan araştırmalarda, demokratik ailenin çocukları, sosyal gelişim, özsaygı ve ruh sağlığı gibi alanlarda hoşgörülü veya otoriter ailenin çocuklarına göre daha yüksek puan aldığı gözlemlenmektedir.

Anne-babanın aşırı korumacı tutumu çocuğun özerk düşünme ve özgüven gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Çocuğun bağımlı olmayan kişilik sergilemesine, bağımsızlaşmasına ve kendi davranışlarını kontrol etmesine engel olabilir. Ayrıca çocuğun sosyal uyumunu da olumsuz etkiler. Anne-babanın aşırı koruyucu tutumu nedeniyle çocukta bağımlı, güvensiz, inatçı, aşırı otoriter ve sorumluluk bilinci düşük bir kişilik gelişebilmektedir. Kısacası, otoriter ebeveynlik tarzı çocuğun içe dönük, utangaç ve agresif bir kişilik geliştirmesine yol açarak sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilmektedir. Ebeveynlerin aşırı korumacı tutumları 5 yaşındaki çocukların duygu düzenleme becerilerini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Anne-babanın demokratik tutumu çocuğun sosyal-duygusal gelişimi hususunda olumlu yönde etkide bulunur. Çocuklar bu tür tutumla yetiştirildiklerinde duygu düzenleme konusunda başarılı olabilmektedirler. Ebeveynlerinin tutumları çocuğun sosyal-duygusal gelişimine katkı sağlamaktadır.

 

 

 

Klinik Psikolog Ceyda Bengi Şimşek

Psikolog Seansı nedir ?
Psikolog Seansı nasıl olur?
Psikolog seansı

Zihinsel sağlık söz konusu olduğunda, çoğumuz bunalmış hissedebilir ve genellikle mevcut kaynakların farkında değiliz. Bir psikologla bağlantı kurmak için zaman ayırmak, zihinsel sağlığımızı daha iyi yönetmek için sahip olabileceğimiz en faydalı deneyimlerden biri olabilir.

Psikologlar, sorunları ve endişeleri güvenli, yargılayıcı olmayan bir ortamda çözme fırsatı sunar. Birçoğumuz zihinsel sağlığımızı yönetmek için yardıma ve desteğe ihtiyaç duyarız ve bu bir psikoloğun sağlayabileceği bir şeydir.

Oturumlar kişiye özel olarak düzenlenir. Kişinin ihtiyaçlarına bağlı olarak kısa dönemden uzun döneme kadar değişebilir. Bu, psikoloğun seansları bireyin ihtiyaçlarına göre uyarlamasını sağlar. Seanslar farklı yaşam deneyimleri hakkında konuşmayı, düşünce ve duyguları keşfetmeyi, problem çözmeyi ve stres ve kaygıyı yönetmek için stratejiler geliştirmeyi içerebilir.

Oturumlar gizli ve özeldir ve psikolog her zaman müşterinin gizliliğine saygı duyulmasını sağlayacaktır. Oturumlar, bireyin deneyim ve duygularına saygılı ve yargılayıcı olmayan bir şekilde yürütülecektir.

Psikolog, oturumların hedeflerini belirlemek için bireyle birlikte çalışacak ve bireyin bu hedeflere yönelik çalışmasına yardımcı olacak araçlar ve stratejiler sağlayacaktır. Psikolog ayrıca bireyin hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmak için destek, rehberlik ve tavsiye sağlayacaktır.

Oturumlar, bireyin zihinsel sağlığını yönetmek için yeni beceriler, içgörüler ve stratejiler geliştirmesine yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Seanslar ayrıca stres ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilecek zor deneyimler ve duygular hakkında konuşma fırsatı sunar.

Psikolog seansları, zihinsel sağlığı ile mücadele eden herkes için faydalı olabilir. Bir psikoloğa görünmekten fayda görebileceğinizi düşünüyorsanız, mevcut seçenekler hakkında doktorunuzla veya ruh sağlığı uzmanınızla konuşmanız önemlidir.

Psikologlar, bir dizi zihinsel sağlık ve davranışsal sorunu ele almak için bireyler, aileler ve gruplarla çalışan eğitimli profesyonellerdir. Bireylerin zihinsel sağlıklarını ve genel refahlarını iyileştirmelerine yardımcı olmak için konuşma terapisi, bilişsel - davranışçı terapi ve psikolojik testler dahil olmak üzere çeşitli teknikler kullanırlar.

Psikologlar ayrıca stres, anksiyete, depresyon ve diğer zihinsel sağlık koşullarını tanımlamak ve yönetmek için bireylerle birlikte çalışırlar. Bireylerin bu koşulları yönetmek için başa çıkma stratejileri ve problem çözme becerileri geliştirmelerine yardımcı olabilirler. Ek olarak, psikologlar yas veya ilişki sorunları gibi zor zamanlarda destek sağlayabilir.

Bazı durumlarda, psikologlar zihinsel sağlık koşullarını tedavi etmek için ilaç reçete edebilirler, ancak bu her zaman böyle değildir. Psikologların birincil odak noktası, bireylerin zihinsel sağlıklarını iyileştirmelerine yardımcı olmak için konuşma terapisi ve diğer ilaç dışı tedaviler sağlamaktır.

Psikologlar, farklı geçmişlerden ve çeşitli zihinsel sağlık endişeleri olan bireylerle çalışmak için eğitilmiştir. Ayrıca şizofreni ve bipolar bozukluk gibi kronik zihinsel sağlık koşullarına sahip bireylerle çalışmak için eğitilirler.

Bir psikoloğa gitmeyi düşünüyorsanız, bölgenizde uygulama yapmak için lisanslı veya sertifikalı nitelikli bir profesyonel bulmak önemlidir. Birinci basamak doktorunuz veya ruh sağlığı uzmanınız bölgenizdeki psikologlar için önerilerde bulunabilir.

İhtiyacınız olan tedavi türünü sağlamak için gerekli niteliklere sahip olduklarından emin olmak için psikoloğun eğitimini ve deneyimini araştırmak da önemlidir. Psikoloğa tedaviye yaklaşımlarını ve hedeflerinizle ve tercihlerinizle uyumlu olup olmadığını da sorabilirsiniz.

Genel olarak, bir psikolog görmek zihinsel sağlığınızı ve genel refahınızı iyileştirmek için değerli bir kaynak olabilir. Nitelikli bir profesyonelle çalışarak, yeni başa çıkma becerileri geliştirebilir, davranışlarınız ve düşünce kalıplarınız hakkında fikir edinebilir ve stres ve kaygıyı yönetmek için stratejiler öğrenebilirsiniz.